28 Nisan 2017 Cuma

bakın şimdi ne oldu...

Büyükler büyük büyük laflar edince, ukalalık ettiklerini sanırdık ya hani aman sanki dünyanın sırrını çözmüş gibi konuşuyor diye düşünürdüm, sanki biz bişey bilmiyoz teallam ya derdim içimden. Yok arkadaş bir şey bilmiyormuşuz gerçekten. Daha çok da değil henüz otuz yaşındayken anladım bunu. Çünkü bazı şeylerin gerçek halini deneyimlemeye başladım. En basit örneği ile "yeni evlilere öyle zırt pırt gidilmez rahat bırakmak lazım gençleri" derler ya hani hep, ben sanırdım ki yeni evliler sevişecek diye öyle diyorlar, ay ne biçim konuşuyorlar ya öyle, çoluk çocuğuz burada herhalde bizim önümüzde neler diyorlar hiç de edep yok bu büyüklerde diyordum. Halbuki edep bende yokmuş meğer... o durum öyle değilmiş. Biz burada kendimize küçük bir düzen kurunca anladım, çiftlerin önce birbirlerini sonra birbirlerinin çevrelerini tanımaları için birbirlerinin hayatlarını, alışkanlıklarını anlamaları için yalnız kalmaları gereken bir süre varmış. Sorun yaşadıklarında baş başa kalmaları gerekiyor çözebilmek için dur şimdi millet var deyip erteledikçe o sorunlar büyüyor şekli değişiyor. Bu büyüklerin sözlerine biraz kulak vermek gerektiğini kanıtladı bana.

Aynı zamanda gençken, gençken değil de küçükken, ergenken diyelim ona zira hala gencim ben aslında :) bazıları için çocuk dahi sayılırız. Neyse küçükken yaptığım her şeyi çok önemserdim, sahip olduğum arkadaşlıkları, sevgililikleri vb. sanırdım ki her şey çok güzel ve olması gerektiği gibi. Büyüklerin söylediklerini umursamazdım.
Şimdi anlıyorum ki arkadaşlıklar da öyle olmuyor sevmek de. Ve şimdi benden daha küçük olan yakınlarıma ve hatta bazen tanımadıklarıma dahi akıl vermekte artık ben de sakınca görmüyorum. Ben o yaşlardayken diye başlayan cümleler kurmaya başladım bile.

Güzel ilişki, mis gibi sevgililik, ideal birliktelik gibi kavramlara ben kendi adıma henüz bir sene önce kavuştum. Herkesin dilinden eksik olmayan o karşılıklı güven, saygı sevgi kavramlarını, kavram olmaktan öte yaşayarak anladım. Güvenmek örneğin, ben seni aldatmayacağım'ı kanıtlamak değilmiş. Her daim içinden gelen bir duyguyla güvenmek, inanmak, desteklemekmiş, ki bu duygunun beni getirdiği noktaya birazdan aşağıda değineceğim.
Saygı dediğiniz, bilmiyorum tam olarak nedir, birbirimizle o kadar çok şakalaşırız ki biz çoğu insan belki saygısızlık görür bunu, ama ben öyle düşünmüyorum bu samimiyetin arkasında derin bir saygı var içimde hala utanır hala çekinirim ben isteklerini heveslerini elimden geldiğince koruma içgüdümün izin verdiği ölçüde öncelikli tutmaya çalışırım. Tüm bunlar da saygımın hep ilk günkü gibi hatta artarak baki kaldığını ifade ediyor benim için.

Seyhun, tanıştığımız ilk günden bu yana bana olan inancını desteğini güvenini hiç kaybetmedi. Bunu hak etmek için ne yaptığımı bilmiyorum belki de onun kodunda olan bir özellik bu bilmiyorum. İsteklerim, yaptıklarım ne kadar anlamsız, aşırı, çocukça veya saçma olursa olsun nedenini dahi sormaksızın destekledi. Desteklenmeye hiç alışkın olmayan bünyem şaşkınlıkla sınırlarını zorlamaya dahi çalıştı. Ama sonuç hep aynı her zaman arkamdaydı, hep "ben buradayım sen bildiğin yolda yürü" ifadesini korudu. Bu beni çocukluk hayalimi gerçekleştirmek için ilk adımı atmaya cesaretlendirdi. Bu konuda hala korumaya çalıştığımız bir totemimiz var bu nedenle henüz açıklamayacağım, bunun yerine "mantı" kodunu kullanmaya karar verdik :)

Çocukluğumdan beri hep mantı olmak istemiştim. Ancak ailedeki görünmez çocuk olduğunuzda sisteme dair bazı prosedürleri bilemeyebiliyorsunuz. Almam gereken eğitimler, gitmem gereken okullar hakkında bir fikrim yoktu, ailemin de çok bilgisi yoktu, yönlendirme girişiminde de bulunmadılar hiç açıkçası. Ne olmak istediğimi bilen de yoktu zaten, sanırım hala fikirleri yoktur :) Hal böyle olunca yıllar uçup gitti, ben sadece iyi bildiğim ancak gelecek hayallerimi süslemeyen bir alanda okumaya başladım. Ve mantılık hayallerimden uzaklaştıkça uzaklaştım. Ta ki iki ay öncesine kadar. Bir ilanda okuduğunuz bölüme bakmıyoruz, mantılık sınavını geçenleri eğitime alıyoruz, dediler. Hemen başvurdum, şimdi de mantılık sınavlarına hazırlanıyorum.
Ailem bana hala inanmıyor, arkadaşlarıma söylemedim bile, ben de kendime çok inanamadım açıkçası. Ama Seyhun o kadar inandı ki, o kadar destekledi ki, sonunda hiç elde edecek dahi olsak, bunu bilse dahi hiç dile getirmedi. Hayallerimin griliğine renk kattı, daha çok süsledi.
Şimdi bu güçle yürüyorum, bu inançla çalışıyorum ve başarırsam bu benden çok onun başarısıdır. Çünkü sonunu görmediğin bir tünele girmek cesaret ister, sonunu görmediğin bu yola emek vermek, inanmak ve kendine bile inanmayan birini inandırmak, yol boyunca düşmeden yürümesini sağlamak daha fazla enerji gerektirir.
Boş bir teşekkür değil benimkisi içi o kadar dolu ki, arka koltukta unutulmuş bir çocukluk, karanlıkta kalmış gri hayaller, bir sürü kanadı kırık kayıp oyuncaklar, üflenmemiş mumlar, havası solunmamış şehirler ve daha dokunulmamış yıllar var içinde... Bir şükretme, bir minnettarlık, sadece varlığına...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder