28 Nisan 2017 Cuma

yaşasındı otlar...

Üzerinden zaman geçti farkındayım ancak ilk Ot Festivali deneyimimi aktarmadan da geçemeyeceğim. Gelmek isteyenlere az çok kılavuzluk edeceğini düşünüyorum.

Biz ailece aşırı otsever insanlarız. Bildiğimiz ot... yeşillik olan... herhangi bir narkotik etkisi olanlardan bahsetmiyorum burada...
Boşnak bir aileyiz, bu nedenle sebzeler, çeşitli otlar ve de hamur bizim temel besin kaynaklarımızdan bazılarıdır. Her bulduğumuz yeşilliğin tadına bakıyoruz :) Durum böyle olunca ailem Ot Festivalinden haberdar olduğu anda planlarını yaptı bile. Ablam, annem ve teyzem kendilerini hit the road Jack! İlk bir kaç gün İzmir'i dolaştık benim sevdiğim yerlerde yemek yedirip hepsinin diyetini sabote ettim. Boşnağız dedim ya, diyet mecburi bizde yoksa top gibi yuvarlanır durursun. Börek dediğin bir dilim kaldırınca kolundan yağı süzülendir, diyen bir toplumdan bahsediyoruz. Kalp hastalıkları, reflü, tansiyon falan bizde hastalıktan sayılmıyor bile, grip gibi bir şey :)

Gelelim Festivale. Ben çok uzun anlatmayacağım çünkü her gün gidip kalabalığa kalabalık katmak istemedik. Sakin bir günde güzelce gezip tadını çıkardık. Bunun için ilk önerim hafta içine denk gelen ilk günlerine gitmenizdir. Hem bütün sergiler taze oluyor, hem de ilk günlerde kimse gelmediği için itiş kakış olmadan rahatça gezebiliyorsunuz buna binaen sergi sahiplerinin bir çoğu yeterince satış yapamadıkları için bol bol indirim yapıyorlar.

Bana sorarsanız, pazarlık yapmayın derim ben. Her ne kadar insanlar çok pahalı dese de, bence pahalı değildi. Ayrıca katılan insanların yüzde doksanı yöre halkı, bir sene boyunca hazırlanıyorlar, yaptıkları hep el emeği. Ve oradan kazandıkları parayla evlerini geçindiriyorlar, borçlarını ödüyorlar. Bence gerek yok, zaten emin olun emeklerinden fazlasını istemiyor hiçbiri. Aşağıda aldıklarımızdan bazılarını paylaşacağım hak verirsiniz eminim.

@OnCanvas arayın bulun bu markayı, hem çok şirin insanlar hem de el yapımı (aşırı kaliteli) bu ürünleri yapıp sokak hayvanları için satıyorlar. Yazık sağolsunlar bize çok da yüksek bir indirim yapmışlardı ama kabul etmeye içim el vermedi. Çok tatlılar tanıyın sevin onları.

Benim en çok hoşuma giden yanı, el yapımı ürünlerdi. Diyeceksiniz ki, e artık her yer el yapımı ürün dolu. Yok bu öyle değil hepsi çok yaratıcıydı. Örneğin üstteki On Canvas markasının yaptığı bu çanta. Gerçekten tuval bezi üzerine el ile boyanmış makine baskısı değil yani aldığınız her ürün tamamıyla size özel bir tane daha yok :) açıkçası ben bu kadar kaliteli olmasını beklemiyordum ama çok kaliteli bir ürün iç astarı vs özenle yapılmıştı.
Bunun yanı sıra hemen aşağıya ekleyeceğim süs ağacından üç tane aldık biz. Fiyatlarını söylemek istemiyorum hala satış yapıyorlar belki farklı fiyatlara satılıyordur. Bu ağaçları çok beğendim. Açıkçası evde süs olmasından korkunç derecede rahatsızlık duyan biriyim bu nedenle hiç evime süs biblo vb. almışlığım yoktur ancak bunlar o kadar hoşuma gitti ki sergilerin diğer ucundan koşup hemen aldım. Çok orijinal ve çok nasıl diyeyim "doğadan bir parça" gibi duruyor evde. Baktıkça mutlu oluyorum.


Ne yazık ki bunu yapan güzel insanların nerede dükkanları olduğunu hatırlamıyorum. Ama sanırım Cumartesi günleri Alaçatı pazarında bulunabilirler.


Yemeklere gelince, pahalı olan tek şey yemeklerdi. Ancak çok lezzetliydi gerçekten. Ege'nin o meşhur otlarını, zeytinyağlı yemek çeşitlerini herkes hayatında en az bir kez tatmalı.
İzmir'i kesinlikle sevmiyorum, bunu başka bir yazımda gerekçelerimle açıklarım ancak buranın ilçeleri, bakın tekrarlıyorum ilçeleri, Ege ruhunu en güzel yaşatan yerler arasında. Şehirlerin çoğunda merkezler güzel ilçeler köhnedir genelde burada ise tam tersi var. İlçeleri, şehirden uzak köşeleri yaz kış cennet gibi. Kışın beğenmiyorlar genelde ama ben kışları da çok seviyorum Çeşme'yi Alaçatı'yı.

Kısaca diyeceğim o ki, gelin gezin görün çok güzel çok canlı çok samimi ve huzurlu bir ortam oluyor. Ancak tavsiyem şudur, kesinlikle turlara takılıp gelmeyin, kesinlikle her gününü gezmeye çalışmayın bir iki gün yeter de artar bile. Bir de para harcayın efendim. O kadar kalkıp geliyorsunuz, pazarlığınızı yanınızda getirmeyiniz. İnanın orada satılan şeyler olmadan da yaşayabilirsiniz, ya beğendiğinizi alın ya da almayın. İlla da satıcıların canına düşmeyin satın almak için derim ben. El emeği sonuçta. Starbucks'ta içtiğiniz bir kahveye, koca avm'lerde yaptığınız bir alışverişe sayıverin.

Son olarak, işte güzel Alaçatı'nın huzurlu Ot Festivali'nin sembolü, çarşının girişi...

8. Alaçatı Ot Festivali
Seneye görüşmek üzere


Saygılar...

All is well...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder