Yazacaklarımı düşünürken fark ettim de düpedüz anlatırsam anlaşılmaz olacaktı kısaca bahsedelim ben neden buradayım, biz neyiz kimiz. Şöyle ki, bundan iki sene önce bu blog "Dusty ve ben" idi. Kadıköy'de son derece bekar bir hayat sürüyorduk, ailem Bursa'da ancak İstanbul'daki ablamda bir araya gelirdik hepimiz. Benim küçük bir ofisim vardı yine Kadıköy'de, çünkü ben Kadıköy'e aşırı aşığım. Bugün bile, dönüp sokaklarında yatmaya razıyım. Ancak, bir gün Kadıköy'den daha çok sevdiğim bir şey oldu. Bir adama aşık oldum. Önce direndim tabii ki, yeni tanışıyorduk sonuçta, belki aşkı yanlış anlamışımdır falan dedim. Sonra baktım yok, baya güne gülerek başlıyorum, yanında uyanmak istiyorum artık falan derken ani bir kararla ben İzmir'e taşınıyorum dedim. Aileme de İstanbul çok pahalı artık bu düzene alet olmayacağım, buralar çok değişti gibi çiçek çocuk lafları sıralayarak kalplerini kırmadan ikna ettim onları da. Velhasılıkelam çıktım geldim, önceleri hem bu derece ciddi bir sevgiye hem de İzmir'e alışamadım tabii, yaş da ilerleyince biraz değişiyor insanın algıları, iki ay kadar panik atak yaşadım, tedavi olmaya çalıştım olmadı, sonra sevgililiğin faydasını gördüm, Seyhun konuşa konuşa, bazen küse barışa, inişli çıkışlı yollarda bir baktım ki beni iyileştirmiş. Şimdi? Bayağı mutluyuz :)
İşte anlattığım üzere burada birkaç arkadaşımız var ancak ikimizin de ailesi şehir dışında, ha bir de biz hala İstanbul'u seviyoruz (sanırım ben seviyorum, Seyhun da beni mutlu etmeye çalışıyor olabilir emin değilim onun İstanbul'a karşı duygularından, ama bana seviyor gibi geliyor)
Böyle olunca arada bir İstanbul'u ziyaret ederiz biz işte öncelikle bundan başlayacağım anlatmaya gerisini bir sonraki yazıma bırakayım diyorum, bilemedim, bakalım bir başlayayım da yazı içinde karar veririm ona :)
![]() |
| bir gün bulutları yemenin yolunu bulacağım! |
Yolculuk iki hafta önceydi, Seyhun'un Sarıyer'de iki günlük bir eğitimi vardı, sabahın çok erken saatinde uyanıp yola çıkmamız gerekiyordu, benim ne yazık ki işim vardı. İki ay beklediğim işim tam da İstanbul'a gideceğimiz gün gelmişti çünkü. Geç saate kadar çalıştım, sonra sabah 5 gibi kalkıp yola düştük.
İstanbul'a çok erken indiğimiz için gidecek bir yerim yoktu böylece ben de peşlerine eklenmiş oldum, gidip eğitim salonun lobisine yerleştim ve bütün İstanbul gezimizi ve takip eden haftamı sabote eden işime başladım. Çok yorgun ve stresli olduğum için ilk günüm biraz tatsızdı ama buna rağmen bu adam bir şekilde beni gülümsetmenin yolunu bulabiliyor, şaşırıyorum ve biraz daha seviyorum.
İlk günümüzü ayrı geçirmemiz gerekti. Benim ziyaret etmem gereken bir arkadaşım ve Seyhun'un tamamlaması gereken bir eğitimi vardı. İkinci günümüzde kavuştuk. Ondan sonrası ise nasıl geçti anlamadık. İstanbul'da ne kadar yol gidilebilirse o kadar gittik :) İstanbul'u bilenlere şu rotayı saysam sanırım küçük bir taşikardiye neden olabilir: Sarıyer, Bebek, Gaziosmanpaşa, Beşiktaş, Taksim, Kadıköy, Taksim, Kadıköy, Cihangir, Kadıköy, Taksim :) iki günde koşturmalı gezmeli tozmalı bir tatil yapıp biraz mutlu çokça yorgun, biraz aklımızı İstanbul'da bırakarak evimize döndük. Eve dönerken Seyhun'un şu ifadesi duygularımızın net özetidir :)
Bu sırada bizim çocuk bir arkadaşımıza emanetti, ilk gün kavuşamadık. İkinci günümüzde de benim ailem ziyarete gelmişti, onları karşıladım Seyhun da çocuğu aldı getirdi. Koşturmamız bu kadarla kalmadı tabii, evet şimdi karar verdim, ikinci yazımda devam edeceğim buradan sonrasına :)
Şöyle bir İstanbul'a varış fotoğrafımızı da ekliyor ve gidiyorum...
Şöyle bir İstanbul'a varış fotoğrafımızı da ekliyor ve gidiyorum...




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder