13 Temmuz 2017 Perşembe

bodrum günlükleri başlıyor...

Anladım ki blog yazmak bolca zaman gerektiren bir işmiş. Anlatmak istediğim gün içinde aklıma gelen o kadar çok anı o kadar çok bilgi var ki, sayfalar sürer ancak bir türlü kafamı toparlayıp aklımdakileri içime sinen bir düzende yazabilecek vakti bulamıyorum. Sanırım bundan ötürü daha önceki yazılarımda bir sekans dağınıklığı var hep. İstiyorum ki hepsini birden yazayım.

Bu nedenle pek kıymetli Bodrum anılarımızı birkaç yazıya bölmek istiyorum. Bunların ikisi Bodrum gözlemlerimiz üzerine olacak. Sanki ilk kez mi gittik Bodrum'a, alakası yok ama bu sene farklı bir gözle gittik. Ben 7 senedir yazları Yalıkavak'a giderim hep. Dusty hayatıma girince onla ilk tatilimizi de Yalıkavak'ta yapmıştık. Gerçi nedendir bilmiyoruz bu sene Dusty'ye hiç iyi gelmedi tatil, hatta nefret etti. Buna ayrıca değineceğim. Bu senenin farklı olmasının nedeni, herkes gibi bizim de şehir hayatından bıkmış olmamız. Bunu aklına getirecek son insanlar olduğumuzu düşünürdüm aslında, inanılmaz derecede şehir hayatına düşkün oluşumuz, ultra konformist yaşam tarzımız, zorluk çekemeyişimiz vb. nedeniyle bizim için hayalden ibaret olur sanıyorduk. Ancak öyle değilmiş, malum 30'a geldik, bir nebze olgunlaşma belirtileri gösterir olduk. Yaşanan birkaç tatsız deneyim de bizi bu karara yaklaştırdı. Özetle aklımızda bir Yalıkavak'a yerleşme fikri var. Hayat akıp gidiyor ben sevdiğim insanın hayatının %60'ını başkaları için çalıştığı bir yerde benden ayrı ve de stres içinde geçirmesini istemiyorum. Ömrümüzden eksiltiyor bunlar ve benim için zamanımız çok kıymetli.

Bu düşüncelerle tatilimiz, burada olsak nasıl yaşardık, neler yapardık, ne iş yapar nerde otururuz incelemeleriyle geçti. Ha bir de Bodrum'a haksızlık edildiğini düşünüyoruz, bazı yerlerin çok abartıldığını bazı yerlerin değer görmediğini, her yerin çok pahalı olduğu algısı yaratıldığını düşünüyoruz, bu nedenle bazı yerlerin hiç hak etmedikleri şekilde fiyatlarını anlamsızlaştırdıklarını gördük. Bu nedenle yazılarımı bölmeyi düşünüyorum. Bir kısmında güzel anılarımı anlattığım günlüğüm olacak bir kısmında da gezdiğimiz gördüğümüz yediğimiz içtiğimizle ilgili izlenimlerim olacak.

Bu da önsözü oldu :)

Görüşmek üzere...

All is well...



3 Temmuz 2017 Pazartesi

Episode III

Vee uzun zamandır beklediğimiz hafta gelmişti! Doğum günlerimiz!

Seyhun'la doğum zamanımız arasında tam 22 saat var bizim. Bunun çok özel bir tesadüf olduğunu düşünüyorum ben. Ülkenin bir ucunda önce onun annesi sancılarla alındı doğumhaneye, hayatımı güzelleştiren oğluna kavuşmasının ertesi sabahında da ülkenin diğer ucunda benim annem sancılanarak gitti hastahaneye. İkisi de hastahanede çalışıyor hem de. Bu andan itibaren birbirimizden habersiz 28 sene geçirdik tam. Hem de yollarımız defalarca kesişmişken, hiç karşılaşmadık da. Ama olacak olan tam da zamanında oluyor. Tam durulmuşken, uslanmışken bulduk birbirimizi, kıymetimizi anladık böyle olunca. İyi ki de bulduk, iyi ki de sevdik...

E durum böyle olunca tabii ki doğum günümüz bir tören gibi arka arkaya 48 saat boyunca kutlanır oldu :) Gerçekten ilk dakikasından son dakikasına kadar kutluyoruz, ciddiyim bunda. Hatta bu sene hafta sonunu da ekledik tam dört gün boyunca kutlamış olduk. Bunun abartı olduğunu düşünmüyorum, sonuçta her insanın bir şeyler kutlamaya ihtiyacı var şunca stresli hayatlarımızda. Nasıl ki bayramlar, tatiller varsa dünyanın her yerinde, doğum günleri de bir o kadar hevesle kutlanmalı bence. Dünyaya geldiğimiz ilk gün, sevdiğimiz insanların, ailemizin hayatımıza girdiği ilk gün, uzun bir yolculuğun ilk günü, annemizi gördüğümüz ilk gün. Bundan daha özel bir gün olabilir mi kutlamaya değer? Bu yüzden en abartılı şekilde kutlamaktan sevdiğim insanlarla bir araya gelmekten, birlikte yaşadığımız anıları konuşmaktan inanılmaz keyif alıyorum.




Bunlar geçen seneden kalanlar. Çok güzel bir gündü İstanbul'dan taşınmadan hemen önce herkesle vedalaşma şansım da olmuştu. Soldaki, lise öğretmenimdi Arzu Hocam, yıllar sonra orada görüşmüştük, her biriyle hikayem var ama başka bir zaman anlatırım bunları... Ted Mosby'liğin sırası değil :)

Alaçatı dönüşü, gökyüzü gerçekten tam bu renkti <3
Gelelim bu seneki doğum günümüze... Geçen sene bu kadar güzel bir kutlama yapma şansımız olmamıştı. Bu sene acısını çıkaralım istedik. Aylar öncesinden heveslenmeye planlar yapmaya başladık ki bence Mayıs ve Haziran aylarının her gününü çok güzel geçirdik geçiriyoruz da. Gerçi Dusty çok eğlenmiyor bu aralar nedense keyfi yok gibi ama Bodrum'a gidince düzelir diye düşünüyorum.
Önce Seyhun'un doğum günüyle başladık, gerçi minik bir şanssızlığımız oldu, bütün hafta Ege'yi parıl parıl gösteren hava tahminleri yanıldı, sabahtan akşama kadar hava gri ve yağmurluydu. Yine de rotamızdan şaşmadık Alaçatı'ya ulaştık :) ilk gün sakin sakin Alaçatı'yı gezdik, önce Köşe Kafe'de bir Sangriamızı içtik sonra hayatımızda belki hiç kullanmayacağımız ama o günden anı kalsın diye bir kaç şey aldık. Sonra da çok muhteşem bir yer keşfettik, yazım kaç kişiye ulaşır bilmiyorum ama şu an bunu okuyorsanız bir yere not alın ve orayı görmeden ölmeyin. Alaçatı'da (ki zaten başlı başına çok huzurlu bir yer, ancak sezonun en başında veya en sonunda gidin ki sakinliği yakalayın) çarşıdan dümdüz gidin, sonlara doğru Arven şarap mahzeni var. Zaten Alaçatı minicik bir yer, kime sorsanız bulursunuz. O kadar huzurlu güzel bir yer ki. Sahipleri de inanılmaz sevecen güler yüzlü insanlar. Sanki Tibet'te bir Budist tapınağı gibi, zaman orada hiç akmıyor gibi. Herkes sakin bir ses tonuyla konuşuyor, müzikler mis gibi, o bahçe... resmen Ayrık Vadi gibi. Gidin görün mutlaka.

Asıl kutlamayı benim doğum günümde yaptık çünkü Cuma gününe denk geliyordu herkesin gelmesi için daha uygun bir gün oldu. Zaten ilk dakikalarına Alaçatı'da Arven'de girmiştik. Sabahına neşeyle uyandım, doğum günü şarkımı açıp Dusty'le dans ettik, gerçi artık çok eşlik etmiyor bana eskisi gibi. Ya çok heyecanlanıyor ya da artık hoşuna gitmiyor bilmiyorum. Eskiden çok komik dans ederdi :) Akşam yanımıza alamayacağımız için evde böyle kutladık Dusty'le. Keşke şu yasaklar kalksa da her özel anımda yanımda olsa. Hep düşünürüm uzun süre hastanede kalmam gerekse ne yaparım diye mesela. Umarım kalmam :)

Hazırlanıp evden çıktık ve çok eğlenceli bir gün başladı... Hemen Karşıyaka'ya gittik, zaten kutlama yapacağımız yer de Bostanlı'daydı. Öncelikle baş başa bir kutlama yaptık, Sushico'da kocaman bir sushi tabağıyla start verdik. Sonrasında çok güzel dondurma yapan bir yer var orada çok şahane bir dondurma yedik, nedendir bilmiyorum özel günlerimizde hep oraya bir uğruyoruz, hani desen ki çok sevdiğimiz bir yer mi, yok değil, sadece dondurması güzel, ki o da bana dokunduğu için yiyemiyoruz pek. Belki de bundan ötürü. Yiyemediğimiz için özel geliyor herhalde. Halbuki çalışanları falan son derece suratsız hiç sevmediğim bir yer. Her neyse oradan sonra da asıl yerimize geçtik saat yaklaşıyordu, gidip önceden birer sangria da orada patlatalım dedik. Oh, ne iyi geldi. İzmir'e gelen herkes La Puerta'yı görmeli bence. Ben Seyhun'dan önce İzmir'e hiç gelmemiştim, daha buraya gelmeden bahsetmişti bana. Gelince de çok sevdim. Her kaçamağımızda, diyete ara verdiğimizde kendimize ödül olarak bir doz La Puerta veririz. Dolayısıyla doğum günümüzü de orada yaptık.




Fakat çok güzel bir doğum günü oldu. Tanıştığımızdan beri hep bir doğum günü partisi hayalim vardı. Giyeceklerimi, pastamızı, kutlayacağımız yeri hayal ederdim. Hepsinden daha güzel oldu. Çok gürültü olmadan, en sevdiğimiz insanların katıldığı inanılmaz keyifli bir gece oldu.
Bu sene geçirdiğim en güzel günlerden biriydi. Yarın Bodrum'a gideceğimiz için çok da genelleme yapmak istemiyorum muhtemelen orada da çok anlatılası günlerimiz olacaktır. Çalışmayacağım için bol bol yazma imkanım da olur sanıyorum.

Lafı geçmişken, pastamızı göstermiş miydim size? Aşağıya bırakıyorum hemen hikayesine devam edeceğim.
Geçen seneden beri böyle bir hevesimiz vardı zaten ancak dediğim gibi bir türlü fırsat bulamamıştık. Bu sene çok önceden başladık planlamaya, sonra pasta için araştırmalar yaptım İzmir'deki tüm pastacılarla görüştüm ancak içlerinden biri diğerlerinden daha ilgili daha samimi davrandı hemen onunla anlaştık ve artık bizim için çok özel olan bu pastayı yaptı bizim için daha sonrasında kutlamamıza da katılıp gecenin sonuna kadar eşlik etti bize.

Sevdiğimiz o canım karakterleri de yedik bitirdik :)



ve gün sona erdi, yüzümüzde dört gün boyunca bir saniye dahi azalmayan huzur dolu gülümsemelerimizle uyuduk.




Dilerim ki bu yaşadıklarımızın hatırası bir an bile solmasın hafızalarımızda, dilerim ki yanımızda olanlar hiç eksik olmasın hayatımızdan ve bu güzel sevgili bir an bile ayrılmasın yanımdan.

Sanırım 30 yıldır hiç böyle uzun süren mutluluklarım olmamıştı.

Minnettarım...


All is well...